8 Temmuz 2011 Cuma
Arkadaşım Dedi ki..
Bir kadınla yeni tanışıp ondan etkilenmek kolaydır.
O kadınla görüşmek, rakı tokuşturmak, sohbet etmek, güzeldir.
O kadını düşünmek, oturduğun yerden onunla hayal kurmak da güzeldir ve..kolaydır.
Bir kadın mutluyken onunla zaman geçirmek, paha biçilemezdir..
Zor olan,
Kadın mutsuzken, mutsuzluğundan üzülüyor musun?
Kadın ağlıyorken, gözyaşlarını silmek için koşuyor musun?
Seviyorum dedikten sonra, hayatının merkezine alıyor musun?
Önceliklerin değişiyor mu?
Bir kadınla sevişmek kolaydır.
Kadının içini kendinle doldurduktan sonra,
Seninle büyümesini istiyor musun?
Bir kadınla eğlenmek güzeldir..kolaydır.
Onun hayallerinin de sorumluluğunu alabiliyor musun?
Bir kadını yaşamak zordur.
"Gidiyorum" dediğinde,
Kaybetmemek için koşmak geliyor mu içinden?
20 Haziran 2011 Pazartesi
- Ofisle ilgili yeni yeni bir sürü kararlar alarak oyalamaya çalışıyorum kendimi. Yönetimsel, teknik, politik, hatta yemeksel yeni yeni kararlar ve planlar... Hayatın ne kadar güzel ve yapmam gereken ne kadar çok iş olduğunu, başarmam gereken ne çok şey olduğunu söylüyorum, kandırıyorum kendimi ve bu sırada onu unuttuğumu sanıyorum. Sonra eve geldiğimde yüreğim bir sıkışıyor, bir sıkışıyor ki.. Depresyondan yapılma deli gömleği üzerimde, içinde debelenip duruyorum, kimselere bir şey anlatamıyorum.. Yoruldum.
19 Mayıs 2011 Perşembe
Yılmaz Özdil 19 Mayıs 2011
- Yav bırak Mustafa abi yaa, sen mi kurtarıcan memleketi Allah aşkına!
- Ama işgal zırhlıları...
- Boşver şimdi sen işgal zırhlılarını filan... Gün gelir, memleketin malını mülkünü tapusuyla İngiliz’e satar bunlar.
- Yok canım!
- Yeminle söylüyorum, İngiliz vatandaşı bakan bile getirip koyarlarsa şaşma.
- Ama ahval ve şerait...
- Güzel abim yaranamazsın... Bak şimdi binicez bu dandik gemiye, taaa Samsun’a gidicez, savaş, boğuş, kendimizi paralayacağız, diyelim becerdik, devrim mevrim, anlata anlata dilinde tüy bitecek, sonra sen kahırdan ölücen, önce biraz ağlıycaklar, sonra gene "Son Osmanlı Padişahı" diye pankart açacaklar, mezarında dönücen.
- Saltanat kalsın diyosun yani...
- Alışmadık kıçta don durmaz abi, egemenlik megemenlik vereceğine, iki çuval kömür ver, daha iyi... Aha buraya yazıyorum, açlıktan nefesleri kokarken padişahlarına saltanat uçakları alırlar, bu gemiyi de jilet yaparlar, söylemedi deme.
- Efkárlandım be...
- Yakma o cigarayı gözünü seveyim, yarın öbür gün belgesel yaparlar, keş gibi gösterirler seni haberin olsun.
- Hal çaresi nedir peki?
- Al padişahın kızını, yırtalım.
- Millet ne olacak?
- Onlar da ulemaya sorsun artık ne olacaklarını, bize ne, kendi düşen ağlamaz.
- Laik olmasınlar mı, birey olmasınlar mı, kendi lisanları olmasın mı, şıhlara şeyhlere mi bırakalım kaderlerini?
- Bak ne güzel söylüyorsun, kader der geçerler, takalım takkemizi bakalım dalgamıza, iş çıkarma başımıza...
- İyi de, yazık olmaz mı?
- Asıl bu yaptığını yaparsan yazık olur... Bazıları sana inanacak, etkilenecek, senin fikirlerini yaşatmaya kalkacak, hayatları kayacak, evleri basılacak, içeri tıkılacaklar, kimine saçını örtmediği için fahişe diyecekler, kimine milletin malını Arap’a satmayın dediği için komünist diyecekler, kimine Ne Mutlu Türküm Diyene dediği için faşist diyecekler, darbeci diyecekler... Yorma ahaliyi, kula kulluk edelim, rahat edelim.
- Yok arkadaş, ben bi deniycem.
- E sen bilirsin.
10 Mayıs 2011 Salı
Günlerden Zaman * Ölüm
8 Mayıs 2011 Pazar
24 Nisan 2011 Pazar
Eğer..
20 Nisan 2011 Çarşamba
Yaradılışsal Başkaldırış: Karga vs. Güvercin
12 Nisan 2011 Salı
Yarın Ölecek Olmanın Hafifliği
Disce quasi semper victurus vive quasi cras moriturus"Hep yaşayacakmış gibi öğren, yarın ölecekmiş gibi yaşa"
İlk kısmına saygım sonsuz. Lakin, yarın ölecekmiş gibi yaşamak...
"Selen.." dedi. "Bana karşı ne hissediyor? Benimle dalga mı geçiyor? Yoksa o da hissediyor mu? Yani..aramızdaki o bağlantıyı.. Offf neden herşey bu kadar zor olmak zorunda?
İçinde yüzdüğü şeyin su olduğunu bilmeyen bir balık gibi, göremiyordu o da. Zekasına hürmetim sonsuz, ama göremeyecekti sudan çıkmadan. Çıktığında da balık ölecekti.
"Neden adımları sen atmıyorsun?, ne kaybedersin?" dedim. "SEN ara, sen sor, sen ilgilen...Hatta, ilgilendiğini sevimli ve ilginç yollarla SEN göster...Ne kaybedersin? NE KAYBEDERSİN?"
Cevabı biliyordum, korkuyordu. Kaygıları vardı. Dalga geçilmekten, hafife alınmaktan, tam yumuşak karnının kabuklarını atmışken yara almaktan korkuyordu. Elinde hiçbirşey yok iken, olması ihtimali üzerinden olmayan şeyi kaybetmekten korkmak kadar kötü bir laneti olmamalı insanlığın. Ama var..
"Keşke yarın öleceğimi bilsem.." dedi. "O zaman.."
"O zaman ne yapardın?"
"Bilmem.. Onunla görüşmek isterdim. Söylemezdim hislerimi belki ama, görüşmek isterdim."
Şu an onu alıkoyan şey neydi, istekler bu kadar masumken.. Daldım gittim.. Ertesi gün ölecekmiş gibi, hoşlandığı çocuğa söylemeyi planladığı şeyleri sıralıyordu. Duymuyordum. İnsanı, hayattan keyif alarak yaşamaktan alıkoyan korkular, sınırlı düşlenmeye mahkum edilen hayaller..kolay yok hiçbir zaman olmadı, değil mi..
"O zaman.."
"Yarın ölecekmiş gibi (özgürce) yaşamak istiyorsan, hiç ölmeyecek gibi endişelenmeyi bırakmalısın"
1 Mart 2011 Salı
4 Ocak 2011 Salı
Üniversite'de Özgürlük Olarak Pornografi
Sene 2004, Başkent Üniversitesi. Zorunlu seçmeli derslerden birinde, “insan ve çevre etkileşimi”ndeyiz. Öğretmen final projesi veriyor ve herkes konu seçiyor. Benim konu “inançlar doğrultusunda gelişen çevre yapılandırılması”. Eski çağlarda ürünün bereketi bol olsun diye uzun taşlar dikiyor ve önünde ayin yapıyorlar. Bugün korkuluğa dönüşen tarla taşları için, fallus durumu söz konusu. Hoşuma gidiyor.29 Temmuz 2010 Perşembe
Memento Mori
Memento mori, "fani olduğunu hatırla", "öleceğini hatırla" veya "ölümünü hatırla" gibi şekillerde çevrilebilecek bir Latince deyiş. Ayrıca bu deyiş, aynı amacı taşıyan fakat farklı şekil ve konseptleri kullanan çeşitli sanat eserleri için de kullanılır ki buradaki aynı amaç insanlara faniliklerini, ölümlü olduklarını hatırlatmaktır.
- Memento mori, bir başka şekilde, 19.yy yaygın ölü fotoğraflama anlayışına verilen bir isim. Buradan hareketle, aşağıda Memento Mori başlığındaki bazı çalışmalarımı bulabilirsiniz. Yaşam, yaşamın tadı, ölüm..Üzerine tıklandığında doğrudan flickr hesabıma yönlendir. Sevgiler!
18 Temmuz 2010 Pazar
Günlerden; Gerçek-üstü Kadın
Karşımda o. 11 Temmuz 2010 Pazar
5/365 Maskeler
Bazen size hiçbirşey ifade etmeyen bir insanın sözlerine, sırf dikkate alındığını düşünmesini istediğiniz için mimik yaparsınız.
Mimikler elinden geleni yapar, fakat sonuç başarısızdır. Anlatılan karşısındaki "şaşkınlık beklentisi"ne verebildiğiniz tek ifade, donuk bakışlardır.
Tek istediğiniz, nefes almaktır...
Seslendirirsek:
"yaa... ..ilginç.."
6 Temmuz 2010 Salı
3/365 İstediğine Odaklanmak -Kedizooka
5 Temmuz 2010 Pazartesi
365 Set Projesi 1/365

" Tutkulu aşk herşeyi görür" veya
"Tutkulu aşıktan kaçış yok"
3 Temmuz 2010 Cumartesi
Pink Martini Konseri, Yaşasın!
Ruhun gıdası, muhteşem müzisyenler. Ben de orada olacağım. Gelemeyecekler için çerezler, tinleyinis:
30 Haziran 2010 Çarşamba
Deneysel Yaşam
Yan flüt zevkim, gelişerek kendini klarnet aşkına bıraktı. Hala listemde, öğrenilecekler başlığında ilk sıralarda. Karışık sırayla gidiyorum. Gündemimde bir başka aşkla ilgili proje var. Doğum sancısı çekiyorum. Fotoğraf aşkı, çok yakında büyük bir kutlamayla doğacak, ve ben de bu deneysel yaşama kodlarını özgür bırakarak dünyaya getireceğim bebeğin her aşamasını sizlerle paylaşacağım.
Deneysel kalın!
Sevgiler.
20 Mayıs 2010 Perşembe
Ejderlerin Mağarası (Dragons' Den)
Dragons' Den (Türkçe:Ejderlerin Mağarası) Japonya kökenli formatına Sony ve kısmen Microsoft'un sahip olduğu risk sermayesi konulu televizyon programı. Programa katılıp fikirlerini açıklayan girişimler Ejderha denilen iş uzmanları tarafından yaratılan finansmanla güvenceye alınmayı hedeflerler.Yarışmacılar genellikle ürün tasarımcıları ya da potansiyel olarak çok karlı uygulanabilir iş fikri olan hizmet sağlayıcılarıdır fakat fon ve yönetim eksiklikleri vardır. Her birinin kendine has iş sahası olan, kendilerine ejderha adını veren beş zengin iş adamı bu ürünleri ve fikirleri değerlendirmektedir.
15 Mayıs 2010 Cumartesi
Anlamsız Hastane Diyalogları 1
Saat 22 civarı. Acil girişinden girdik ve derdimizi ilk deskteki ilgisiz bakışlı hemşiremsi kıza anlatmaya çalıştık.
“Sorun nedir?”
10 Mayıs 2010 Pazartesi
Günlerden…1
Ve bir ruj çıktı bu defa. Küçük çantası bir karadeliğin diğer tarafı gibi, daha önceden atılımış herşeyi püskürtüyordu. Bir an o çantayı açıp, önce ellerini, sonra kafasını ve sonra tüm bedenini sokarak kaybolacağını sandım. bir an o çantanın tüm otobüsü, tüm yolcularıyla yutacağından korktum. sonra tüm şehri yutabilirdi, ve dünyayı, ardından. 6 Mayıs 2010 Perşembe
Irkçılık Üzerine
14 Nisan 2010 Çarşamba
Lost 6x12
5 Nisan 2010 Pazartesi
Çok Filim Hareketler Bunlar

Çok eleştiri var hakkında… Çok beğeneni, hiç beğenmeyeni… Ama maksat kafa dağıtıp gülmekse, tercih edilebilir.
Çok Film Hareketler Bunlar filminden bahsediyorum. Skeç skeç akan film, kesinlikle dünyada bir ilk. Kategorilendirilemiyor ve bir benzeri, bu şekliyle yok. Her skeç güldürmese de, bazıları biraz uzun tutulmuş gibi düşündürse de, kendi yazdıkları müzikal tadında şarkıları ve çocuksu oyunculuklarıyla, tüm beğenimi topladı.
Sinemaya artık yalnızca 3 boyut teknolojisini yaşamak için gidilebilir gibi kurallar koyduğum için kendi kendime, dvdsi çıkana kadar beklemeyi düşünmeme rağmen, fragmanlarda sık sık dönen sivrisineklerin “ziyuu” diyerek uçtukları ve “bu gece de uyku, yok size” diye dansettikleri sahneyi görünce dayanamadım ve koşa koşa izlemeye gittim.
Zihinsel Sürtüşmeler - Özgürlük

Çılgın bir haftasonu ardından nihayet kendime ayırabildiğim şu dakikalarda, rengarenk pek çok duyguyla dolup taşmamı sağlayan herkese ve her şeye minnettarım. Şanslı, pek şanslı hissediyorum kendimi ve bu pek ender bir durumdur benim için. İlham, beyin fırtınası, sorgulamalar, neşe ve bunların yanında tanımlayamadığım hislerle dolu bir haftasonu geçirdim. Maminin kahkahaları hala kulaklarımda…:)
Zeki insanları seviyorum. Normal ve sıradan insanların (evet aşağıladım) yanında beynini kullanmadan da iletişim kurabiliyor insan. Kafayı çalıştırmaya gerek kalmıyor. Zaten fazlasını ne onlar kaldırabiliyor, ne de insan buna “gerek” görüyor. Gayet yüzeysel ve “anlam”dan uzak bir iletişme yolu ile hayatlarını geçirebiliyorlar.
Zeki insanları seviyorum. Onların zekaları, birlikte geçirdiğiniz vakit boyunca, yalnızca kendiniz için çalıştırdığınız zihninizin derinliklerindeki kıvrımları ateşliyor. Bir ateşleme bir diğerini, ve o da başka diğerlerini harekete geçiriyor. Zihin sözlüğünde çoktan karşısına tanım yazdığınız kavramları yeniden ele alıyor, onları n bir gelişmişiyle tekrar yazıyorsunuz. Hatta her koşul ve durumda yeniden yazılması gereken şeyler öğreniyorsunuz. Bazen hiç konuşmadan, yalnızca karşınızdakinin zekasına duyduğunuz heyecandan ötürü zihninizde çılgın roller coasterlar dönüyor, o kişi/kişilerin varlığı bile sizi sizin gerçekliğinize yaklaştırıyor..
İnsan yalnızca güvendiği kişilerin yanında özgür kalabiliyor. Evet özgürlük ezberim bozuldu. Bir süredir nedir insanı gerçekte özgür kılan sorunsalıyla boğuşurken, ilk ışık huzmesini gördüm. Pozitif negatif kuzey güney şu bu tanımlardan bahsetmiyorum. İnsan zihnini özgür bırakan şey, gerçekte, denk veya daha fazlası olan bir insanla kendisini ve dünyayı kadim sırlardan biraz daha arındırabilmek. Bu uğurda verilen çaba, zihni et parçası halinde tutan maddi sınırların kurduğu hapisaneyi her adımda biraz daha transparan hale getiriyor. Bir gün yok olacak o hapisane. Fikirler insanların kafalarında taşıdıkları ve etin glikozla beslendiği uyuşuk hapisaneyi inceltiyor. Ve bu ancak insan kendi fikir döngüsünde boğulmazsa gerçek olabiliyor. Çünkü kişi, yaratım gücüyle oluşturduğu fikri hiçbir denk fikrin eleştirisine açamadığında, etten olan hapisane bu defa kendi düşüncelerinin yarattığı girdap haline geliyor. Belki de bu yüzden, “birbirimize ihtiyacımız var”…
Özgür olmak için, bir alt basamaktaki birilerini özgür bırakmalı, ve bir üst basamaktakinin özgür bıraktığı kişi olmalı. Ve bu akut bir durum değil. Her fikir, her düşünce, her ezber için, her üretim için yeniden oluşan bir durum. Her, “kapıyı gösterdiğiniz ve içeri girmesini sağladığınız” kişi özgür kalıyor sanmayın, bir konuda sizi özgür bırakan, bir başka konuda kapıyı değil göstermenize, bizzat açmanıza ihtiyaç duyuyor olabiliyor. Bütün insanların anlama ihtiyacı var, ve bu ihtiyacın farkında olmayarak yaşayan bir milyon insan var. Yeni parayla bir milyon! Onlar kendi sayılarını dahi maddi unsurlarla ölçmeye pek gönüllüler.
Kimse özgür değil. Her konuda. Ve hiçbir konuda pek çoğu-muz.
Evet.. Çılgın bir haftasonu ardından nihayet kendime ayırabildiğim şu dakikalarda, rengarenk pek çok duyguyla dolup taşmamı sağlayan herkese ve her şeye minnettarım. Şanslı, pek şanslı hissediyorum kendimi ve bu pek ender bir durumdur benim için. İlham, beyin fırtınası, sorgulamalar, neşe ve bunların yanında tanımlayamadığım hislerle dolu bir haftasonu geçirdim. Ve herkese teşekkür ediyorum…
Belki de bu yüzden, sırf bu yüzden “bile” … “birbirimize ihtiyacımız var”…
27 Mart 2010 Cumartesi
Zamanın Başlangıcından Beri-Lost

- · Lost’un Ab Aeterno bölümünde olayı insanın iyi oluşuna güvenerek özgür iradeye karışmayı reddeden bir Tanrı(Jacob), İnsanların doğası gereği kötü olduğunu ona kanıtlamaya çalışarak kendi özgürlüğünü isteyen bir Şeytan(Flocke), Yaşlanmayan ve Tanrının müdahale etmediği iradeyi Tanrı adına iyiye yönlendirmekle görevli bir Peygamber (Ricardo)(burada Richard’ın yaşlanmıyor olması İsa Mesih’in “aslında” ölmemiş olmasıyla örtüşüyor), Adayı da Cehennemin tıpası olarak bağladılar ya…
- · Titus Welliver için izlenebilir. Zaten senede bir kez görebiliyoruz dizide.
22 Mart 2010 Pazartesi
Alice Harikalar Diyarında
“Kafası o kadar kocaman ki, içinde bir şeylerin büyüdüğünü düşünmeye başladım”(Beyaz Kraliçe, Kızıl Kraliçe hakkında konuşurken)
Alis harikalar diyarında, kendi düş dünyasından gerçek hayat yüzünden ayrı kalıp, kim olduğunu unutmaya başlayanların, düşlerini ve kendisini hatırlaması için mutlaka izlemesi gereken bir film.
Avatar bütün 3d sinema salonlarını doldurduğu için Alice maalesef 2d olarak gösterime girmişti Ankara’da. Alman gazetelerinde bununla ilgili bir haber bile yayınlandı, çünkü kendilerinde de aynı sorun vardı. Neyse ki şuanda boyut sorunumuz ortadan kalktı ve rahatça izlenebiliyor.
Gülümseyen kedili sahnelere dikkat, o sahneler özel çalışılmış ve filmden kopuk bir boyut algısı yaratıyor insanda.
Genel itibariyle de muhteşem. Zaten Tim Burton diyoruz, Johnny Depp diyoruz. Ben de Alice diyorum, Harikalar Diyarı diyorum.
13 Mart 2010 Cumartesi
Öz-ölüm Öyküsü Yazmak

Dünyada bir şekilde iz bırakmış insanların hayat hikayeleriyle doludur evren, ve ilham verir, rol model olurlar diğerlerine. Bazen ilginç gelir ilginç denilen hayatlar, oysa hiçbir hayat kendi şartlarında normal değildir.
Ölümden bahsedilmez, bitmekten korkan insanın "zamanı" gelinceye kadar kaçtığı, hiç kimsenin deneyimli olamadığı bu konu, psikoterapistlerin de en eğlendiği konudur. Benlik duygusuyla ilintili, alt benlikte yaşamak için varoluş için çılgın savaşlar veren organizmanın "yok olma" fikrine asla yanaşmadığı, kimseyi yanaştırmadığı alandır. Tekeli mistiklerin elindedir. Yaşama içgüdüsüyle dolu insanın tahayyül edemeyeceği bir alan olduğundan, tahayyül edilemeyen alandan gelen bilgilerle aydınlanmaya çalışır insan.
Doğarken sıklıkla aynı şeyleri yaparak doğuyor da insan, ölürken hep farklı farklı ölür, yaşamların asla aynılaşmaması gibi. Herkes poposuna bir şaplak yiyerek doğabiliyor da, kimse ölürken kahkahalı bir şaplak ile uğurlanamıyor.
Düşündürüyor insanı. Yaşam öyküleri yazmaya meraklıyız, hepimiz "hayatımız roman" ile farklılıkları farkettirmeye çalışıyor, farklılaşmışlardaki farkları gözlemliyoruz. Neden öz-yaşam öyküsü yazabiliyoruz da, öz-ölüm öyküleri yazamıyoruz?
Ünlü düşünürlerin, filozofların, başarılı iş adamlarının, ve aslında sıradan ev hanımlarının son sözleri -ultima verbaları- hakkında binlerce yıllık insanlık tarihinde bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az eser yayınlanmış olması, ölüm kavramına karşı insanlığın aldığı temkinli duruşun bir yansıması adeta.
Artık ilkokullarda "ilerideki kendinize mektup yazın" , "olmasını istediğiniz hayatın özgeçmiş'ini çıkarın" temalı yaklaşımlar artıyorken, öz-gelecek tasarımı oluşturuluyor, hayatın olduğu gibi değil de önceden hayallerde inşa edilmiş şekliyle, planlı şekilde yaşanması yönünde cesaretlendiriliyorken, kimse öz-ölüm öyküleri yazmaya yanaşmıyor. Örf ve adetlerdeki alışılagelmiş dua şekli "hayırlı ölümler nasip edilmesi" bu kavramın geçiştirilmesinden başka ne olabilir ki?
Ölümümüz hayal ettiğimiz ya da korktuğumuz gibi gelmez çoğu zaman, ama bazen, yazdığımız gibi gelebilir, der Michel Schneider, Proust'tan Kant'a dek ultima verbalarıyla dolu yazarların ölümleri ve kitapları arasındaki ilişkiye değinirken "Hayali Ölümler" kitabında.
Belki de mümkündür ölümü kurgulamak, kendi ölümünü, kendi son sözlerini… Nasıl ki dünyaya bıraktığı eserlerin sonsuzlukta yankılanacağına inanan insan (Maximus'un askerlerine yaptığı konuşmada söylediği gibi,Gladiator) aynı şekilde bıraktığı eserlerdeki bir ölümü seçebiliyordur?
Bir öz ölüm öyküsü yazmak üzerine cesaretlendirmek istiyorum sizi.
Pek de cesur gördüm, kendimi…
Sevgiler...





















.jpg)